ümit 的个人资料˙·٠٠•● uMiT’in YeRi ●•٠٠...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


6月5日

Seni Seviyorum Çünkü...

SENİ SEVİYORUM ÇÜNKÜ..

Seni seviyorum,
çünkü her sabah kalktığımda bir günü daha seninle geçirecek olmanın mutluluğunu yaşatıyorsun bana. Ben güne seninle başlıyorum ve her gün hayatı yeniden keşfediyorum.

Seni seviyorum,
çünkü gökkuşağının her tonunu gölgede bırakan en parlak renksin sen. Herşey senin rengini taşıyor ve benim için ancak o zaman anlamlı oluyor.

Seni seviyorum,
çünkü soğuk günlerde içimi ısıtan meltemsin. Sıcak günlerde ise ferahlık veren kuzey rüzgarı. İliklerime işleyerek esiyorsun.

Seni seviyorum,
çünkü herşeyde sen varsın. Nasıl olmayacaksın ki? Sanki sen doğduğumdan beri içimdeydin. Yüreğimin en derin köşesindeydin. Sanki ortaya çıkmak için beni bekliyordun. Ve ben orada olduğunu fark edince hakettiğin yere çıkardım seni. 

Seni seviyorum,
çünkü hep benimlesin. Seni görmem için yüzüme bakmam gerekmiyor. Gözümü kapatsam ordasın. Gördüğüm her yüz aslında sensin.

Seni seviyorum,
çünkü gözlerinin içindeki binlerce yıldız, gecenin karanlığını delip geçiyor. Sen bana bakarken ben kendimi yıldızlara bakıyor gibi hissediyorum. O yıldızların parlaklığında kaybediyorum kendimi. Gözlerim kamaşıyor ama şikayetçi değilim aydınlığından. Güneş doğmasa, yıldızlar kaybolmasa diyorum, ama biliyorum ki güneşim de sen olacaksın gecenin sonunda. Bu kez daha parlak, daha aydınlık çıkacaksın karşıma. 

Seni seviyorum,
çünkü saçların ellerimin arasında kayıp giderken , dünyadaki cenneti bulmuş gibi hissediyorum kendimi. Cennetin sahibi sensin ve biliyorum ki sadece izin verdiklerin girebilir o cennete. Ben o cennette kalmaya kararlıyım. 

Seni seviyorum,
çünkü her gülümseyişin içime yeniden yaşama sevinci dolduruyor. Her gülümseyişin, karamsarlığı yıkıyor, umutsuzluğu parçalıyor. Bir çiçek bahçesine çeviriyor çorak dünyayı. 

Çiçek dedim ya, bir çiçek adı verseydim sana papatya olurdun. Açışıyla dünyaya, insanlara baharın geldiğini müjdeleyen papatya. İddiasız ama güzel. Güzel ama kibirsiz.

Seni seviyorum,
çünkü seni sevmeyi, sana dokunmayı, seni dinlemeyi, sana bakmayı, seni koklamayı, seninle paylaşmayı seviyorum.
Seninle birlikte insana dair ne varsa onları da seviyorum.
Seni sevdiğimi anlatmaya çalışırken ne kadar çaresiz olduğumu da görüyorum. Her sözcükten sonra durup tekrar tekrar düşünüyorum, seni yeterince anlatabildim mi diye.

Biliyorum ki yetmeyecek, bu kadar sözcükten sonra bile sana sevgimi anlatamamış olacağım.
Sözcüklerin bittiği yerde gözlerime bak.
Onlar bu sevgiyi çok daha iyi anlatacaktır sana... 

 

                                                                                              Mehmet ÇOŞKUNDENİZ

5月28日

Biz Hiç "Biz" Oldukmu??



  Biz Hiç 'Biz' Olduk Mu?

Geç kaldın her şeye... Geç kaldın bana... Geç kaldım sana...

Bana gelişinde geçti, benden gidişinde...
Beni sevişinde geçti, benden nefret edişinde...

Geçmiş zaman dilimleri ne inat, gelecek saatlerde ydi gözün ve gelecek yıllardaydı yüreğin...

Bulunduğun zamana ait şeyler yaşayamadın sen.
Hep "Sonra..." diye başlayan cümleler kurdun.
Hep " Belki bir gün..." diye temennile rde bulundun.
Dilemek yetmiyorm uş bazı şeyleri, bütün benliğinle istemek lazımmış.
Başarmak için ölesiye çabalamak...
Dahası cesur olmak lazımmış.
Aşkda, sevgide, nefrette, acıda, mutlulukt a...

Yağmurlu bir geceydi bana gelişin... Gidişinde yağmurlu bir günde oldu.

Aç pencereni ve dışarı bak. Yine yağmur yağıyor.
Bu kez ne gelen var, ne de giden...
Ne kapımı çalan var, ne de yüreğimi aralayan. ..
Ne akan gözyaşlarımı silen var ne de yüreğimdeki mutluluğa ortak olan...

Pencereme vuran, yüreğimi ıslatan yağmura rağmen güçlü hala bir yanım.
Bu kez ne götürecek benden diye korkmuyor um.
Onunla yarış etmek için akmıyor gözyaşlarım.
Aksine gülüyor gözlerim.
Ertelenmiş zamanlara, yaşanamayanlara, hayatın bize oynadığı oyuna seyirci kalışına gülüyor.

Benim de geç kaldıklarım oldu mutlaka.. .
Fakat senin kadar geç kalmayı başaramadım hiç bir zaman.

Gözlerimi kısarak bakmadım hayata, sonuna dek açtım.
Zaman duruyorke n bile sen aktın içime...
Akarken hep bir duru su olmak istedim, kendimi gizlemedi m.
Hayat bana çelme taktığında ben ona dil çıkardım, gülüp geçtim.

Güzel günlerin yanında kötü günlerinde olacağına hazırlıklıydım.

Bazen hiç olmayacak sularda fırtınalar kopardım.
Bazen aynı sularda sakince yüzdüm.
Fakat kabullene medim ertelenmiş zamanları...
Kabullene medim yağmurun sinsice benden çalıp götürdüklerini...
Kabullene medim her geçen dakika içime işleyişini...

Her şeye geç kalınmıştı bizim hayatımızda.
Geç kalınanlar, ertelenmiş yaşamlar...
Neleri erteledik biz?
Niye erteledik?
Neleri sevdik biz?
Nelerden vazgeçtik?
Neleri göze aldık biz?
Nelerden kaçtık?
Neden bu hale geldik be biz?

Sahi, biz hiç "biz" olduk mu
 
BİZ YAPSAYDIK EGER DAHA NLAMLI OLURDU. BİR YEŞİLCAM KLASİĞİ
 






























4月20日

kopp koppp kopp

Image Hosted by ImageShack.us 

      
 

                                                 
 

 

  

  

                                                 

 

                    Image Hosted by ImageShack.us               

                

prod_887_26372 prod_887_26372 

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us 

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us 

       

               

491082vchhhx0cr4 

 571297gtsser4hi6571297gtsser4hi6571297gtsser4hi6

 

 

12月25日

susarsam birdaha konuşmıyacagim

Evet çok özledim.
Bir bakışını bile özledim.
Tadım yok, ne kadar uğraşsam da tadım yok işte.
Klavyenin hangi tuşuna bassam özlemim çığlık çığlığa, tutamıyorum ki kendimi,harfler ‘toparla bizi’ diye tehditlerde ..
Susarsam, biliyorum ki hiç konuşmayacağım.Kaç mevsim geçti oysa..Kaç mevsim başlarken ‘bu seferkini kaldıramayacağım artık! ‘ dedim, hepsini kaldırdım yine de.Bu mudur güç , sensizken yaşamak mıdır, hayata kaldığım yerden devam etmek midir(?) Yüreğimin bir tarafı yanık .Neredesin, kimlerlesin , yaşıyor musun?.Haklıydın, ‘Aşk değil bu, çöldeki salgın’.
Eğer eğer, konuşmaktan , senden vazgeçersem biliyorum bir daha hiç konuşmayacağım.Böylesi bir suskunluğa ihtiyacım var belki de...Ben sustuktan sonra sen gelsen neye yarar ki!
Rüyalarımda, martı nefesiyle yelkeni dolmuş , iskeleme yanaşan kırmızı bir yelkenli var,ben suskunum sadece bakıyorum.’Gel gidelim’ diyor. Gitmiyorum.Susmuşum çünkü..Bir kere susarsam konuşmam bilirsin.
Başka başka insanlar vardır hayatında, sen yalnız kalmayı başaramazsın tıpkı bir yüreğin yanında uzun kalmayı başaramadığın gibi.Tenler tenine kazınır, ruhun dayanılmaz gelir ruhlara ve sen gidersin.Senin limanın yok sevgili..Açık denizlerde gidebildiğin yere kadar gidersin.Yol bitmez, sen bitmezsin.Seni düşündükçe hala ağlayabiliyorsam, özlemim içimi yakıyorsa, sevdamın uçsuzluğundandır..Ben bu sevdayı yarı yolda kaldığımda elimden tutacak bir elin varlığına inanarak yaşamıştım.Sen okyanusun bir ucundan el sallarken göremiyorum.Duymuyorum seni.

Sustum!!!!

(alıntıdır) deniz23     

12月5日

göz yanılgısı


Myspace GraphicsTÜRKİYE CANIM FEDA

Ortadaki noktaya bakın ve kafanızı hafifçe aşağı yukarı sallayın

 

 

Ortadaki + işaretine odaklanın ve etraftaki mor noktaların kayboluşunu izleyin

 

 

Resimde aslında olmayan bir akıntı görmeniz mümkün

 

 

Adam hareket ediyor mu acaba ?

 

 

Yaklaşan örümcek

 

 

Şekildeki enine çizgiler düz mü ?

 

 

Mavi çizgilerin bittiği yerde sarı daireler mi var ?

 

 

Resimde spiralmi yoksa iç içe çemberler mi var ?

 

 

Siyah noktaları sayabilir misiniz?

 

 

Aşağıda kaç farklı renk tonu var (beyaz hariç)?

 

 

Şekiller dönüyor mu ?

 

 

Şekiller dönüyor mu ?

 

 

Üstteki cisimdeki parçaların yeri değiştirilmiş alttaki elde edilmiş. Peki fazlalık kare nerden geldi ?

 

 

Renkleri (sözcükleri değil) hızlı şekilde söylemeye çalışın

 

 

Soldaki ampule 45 saniye kadar bakın sonra gözünüzü sağdaki boş kutuya çevirin.Ne oldu?Ampulün yanması gerekiyor, yani soldaki resmin zıttı beliriyor olmalı, olmadıysa tekrar deneyin mutlaka olacaktır.

 

 

Sağdaki hayaletin kafasına odaklanıp 45 saniye kadar bakın sonra gözünüzü soldaki kalenin kapısına çevirin. Ne oldu?Hayaletin kapıda belirmesi gerekiyor fakat biraz zor beliriyor , o yüzden bikaç kez denemeniz gerekebilir.

 

 

Ortadaki beyaz dairelerden hangisi büyük ?

 

Şekilde bir çember mi var ?

 

 

Resmin ortasındaki üstüste 4 noktaya odaklanın ve 45 saniye kadar bakın sonra gözünüzü sıkıca kapayın. Ne gördünüz?M. Kemal Atatürk elbette, zaten negatif görüntü de bunu az çok belli ediyor.

 

 

Sizce mor kare, tam bir kare mi, yoksa ortalardan bükülüyor mu?

 

 

Boyuna kırmızı çizgilerden hangisi uzun ?

 

 

Küplerin siyah yüzleri yukarıyamı bakıyor ?

 

 

AB doğrusumu uzun BC doğrusumu ?

 

 

Resimdeki kırmızı çizgiler sizce düzmü ?

11月22日

Çok Geç Diye Bir Zaman YokTur...

Çok Geç Diye Bir Zaman YokTur...

Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra "Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri, bakalım bulabilecek misiniz? dedi... Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak bir el omzuma dokundu.. Döndüm.. Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi bana gülümseyerek bakıyordu...
 
"Ben Rose" dedi... "Benim adım Rose, yakışıklı... 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?." Güldüm.. "Tabii" dedim.. "Hadi sarıl bana.." Öyle sımsıkı sarıldı ki... "Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin?" diye şaka yaptım... Minik bir kahkaha ile yanıtladı: "Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım.."
 
Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık.. Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum. Sömestr boyunca Rose kampusun ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu.Rose hayatını yaşıyordu.. Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu..
 
Sömestre sonunda, Futbol Balosu'na davet ettik, Rose'u konuşma yapması için... Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok... Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış mikrofona doğru eğildi...
 
"Ne kadar beceriksizim, değil mi? Özür dilerim... Sonucu görüyorsunuz.. Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil... Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?"
 
Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı:
 
"Yaşlandığımız için, eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz..
 
Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız.
 
Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır:
 
Her gün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak...
 
Bir rüyanız olmalı mutlaka... Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok...
 
Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır.. Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiç bir şey yapmadan, hiç bir şey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz.. Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiç bir şey yapmadan, hiç bir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum.
 
Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir.
 
Asla pişman olmayın...
Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü.. Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır... Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır..."
 
 Ders yılı sonunda Rose yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi... Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü.
Cenaze törenine iki binden fazla üniversite öğrencisi katıldı.
 
"Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını" hepimize, hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu...
 
Rose'un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:
 
"Çok geç diye bir zaman yoktur!.."
 
yazarı bilinmiyor...
 
 

İNSAN SEVİNCE

Disarda yagmurun dansi, icerde uzak ufuklar icin yuregimden dokulen sevgi damlalarinin PC ekranina yansiyan aksine eslik ediyor, guzel bir parca dinliyorum bitisIk odadan ve ben isin bu yogun saatlerinde, yine okuldan kacan yaramaz cocuklar gibi sevgi dunyama kaciyorum. Sarkilarin, kuslarin yagmurdan ruzgardan bahsedisi bir ayri dokunuyor bana, ciceklerin ve topragin guzelliginin kokusu tenime siniyor, bunlarin hepsi benim dunyam sevgi diyor. Bilirim ki sevmek tum doga olaylari ile duygulari birlestirecek kadar duyarli bir seydir, bir kus carpsa pencereme kayitsiz kalmaz yuregim, bunlari yeni fark etmiyorum, bedenimde bir de yuregimin oldugunu fark ettigim andan bu yana degisti tum dunyam. Doga sanki ask icin bazen esiyor, bazen susuyor, dudaklarimdan dokulen seslere donusturemedigim huznu sevinci, hayata verdigim anlami doga konusarak dile getiriyor. Yagmur, gunes, gokkusagi, agaclar, kuslar hepsi bir araya getiremedigim harfleri el ele getirip sevgiyi anlatiyorlar benim
icin, uzak ufuklar icin. Olmadigim mekanlara yagan kar taneleri seven yureklerin varligini dusunurken daha guzel. Doguda asker ocaklarinda ana kuzularinin hayatinin son buldugu haberini duydugumda, dunyanin artik kanla, savasla, hileyle, guclunun zayifi ezmesiyle daha cirkin bir hale geldigini gordugumde sevgiye saygiya onem veren birininde ayni dunyanin icinde yasiyor ve nefes aliyor oldugunu bilmek anlamsizlasan yuregime yeniden anlam katiyor, guc veriyor, direnme istegi veriyor kotuluk ve cirkinlige karsi. Evet iyi ve guzel olmayan herseye direnmemin bir anlami var, insan sevince anlamsizlik duygusu icinde kaybolmuyor, gokyuzunden sIkilip yeryuzune inen melegim bedenimden uzaklarda da olsa her biten gunde aydinlik mekanlardan karanlik mekanlara dogru yuregime sevgi ruzgarlarini sarip cikiyorum.

ÖĞRENCİ EVİNİN ANATOMİSİ

Her ogrenci evinde muhakkak 'nobetci sistemi' uygulanir ve gunun nobetcisi,
resmi kole statusunde kullanilir. Yemek sirasinda en az elli kere mutfaga
gonderilir.

· Evdekilerin temel gida maddeleri yumurta ve patatestir. Bu ikisinin
birlesiminden 12 cesit yemek yapilabilir. Cay yemekten sonra degil, yemekle
birlikte icilir.

· Her gece kesinlikle sacma sapan bir tartisma konusu acilir. (Dusunmuyorum
o halde yok muyum yani? Dunya dondugu icin mi guzel? Attan inip essege
binilir mi?)

· Her evin muhakkak suyu, cayi deviren bir sakari vardir. Ha bi de islerden
kaytaran tembeli bulunmaktadir.

· Yemek yapmaya karar verilir ve yemek yapmaya baslandiginda eksIkler ortaya
cikar, zamanla yarisarak yemek tamamlanir.
· Kesinlikle ama kesinlikle temiz catal, kasIk, tava kalmayincaya kadar
bulasIklar yikanmaz.

· Her sabah derse gec kalinir ve ogle kalkip okula yemek yemege gidilir.
(Okulun yemegi ucuz oldugu icin...)

· Sinav donemlerinin favori cumlesi "bu gece yatmiycam ders caliscam"dir.
Gece yatilmaz ama ders de calisilmaz.

· Evin duvarlari vize-final tarihleri, ilginc sozler, nobetci listesi,
harcama listesi gibi yazili belgelerle susludur.

· Ogrenci evinin, ogrenci misafirleri de eksIk olmaz ve gelen misafire once
"bi kola al da icelim"diye baslanilan ismarlatma olayina, iyice
sovusleninceye kadar devam edilir.

· Ev genelde bodrum ve giris katta oldugundan, pencereden girilebilir
ozelliktedir. (Her ihtimale karsi bi pencere muhakkak iceriden
kilitlenmeyerek acik birakilir.) Dis kapi ise zaten kilitlenmez.

· Ev fertlerinin asagi yukari tamami leyla gibidir, yani ask trafigi
yogundur. Kimininki platoniktir, kafayi yer ve yedirtir, kimi romantik
takilir, siirler ezberlenir, kimi ise aksam ansizin nisanli olarak eve
donebilir

BAZEN

Bazen kimsesizdir insan, yapayalniz.. kendi kendinedir, dinler sadece kendini icli bir turku gibi, huzunlenir bazen kendine, bazen susar..Bazen kizar insan bindirir sessizligi bir gemiye gonderir uzaklara bazen dalgadir o, bagirir, hircindir.. Hayati dusunuyorum soyle uzun uzun ucsuz bucaksiz bir deniz gibi geliyor bazen, bazen korkutuor insani aliyor kendini kendinden.. dusunme diorum kendime olmuo bazi seylere goz yummakta zor gelio.. hayati dusundugun kadar olumude dusunmesi gerektigini unutur insan hep.. dikmeli gozlerini tam ustune bunun karsisina gecip ayna misali taramali sacini bakmali once ona, sonra icindeki kendine.. yokmu diye bagirsam bu hayattaki yerimi tam olarak soyleyen bana ? belkide benim bunun cevabini verecek sadece ince bir cizgi ustunde..
bekledigini bulamadigin yani alamadigin umutsuz bir umidin icine sizan bulanik bi suyun tum renkleri kahverengi yaptigi gibi bazen kendini bilememek.. bazen ac kalmak gibi bazen susmak bazen susamak gibi..kendini sokmalisin kendi makinene, gostermeli tum icini sana gormelisin icinde organ die nitelendirdigin bazisina can bazisina kalp dedigin kisilerin tam yerini.. kendim kasik kasik alip doktum yuregime sanki o bulanik suyu yaptim herseyi kahverengi sanki sonra kaldirdim kafami karsisindayim aynanin yani olumle hayatin tam arasinda yani kendimin karsisinda.. denkleme benzemiyo soyledigim karisik gelmesin yok bunda x y , bilmelisin sadece hayatla olum arasinda neyin nekadar hangi renkte olmasi gerektigini yani sadece senin oldugunu.. okadar kimsesizki bazen sozcukler belki yerzune semadan dusen damlaciklarin sayisi belki denizdeki kumlar kadar ama bazen okadar yetersizki bunlar..Baslarsin yanyana koymaya onlari bir tren misali vagonlar gibi degilmidir sozcukler, bakis icindeki dalis degilmidir.. bu yuzden anlatamaz herseyi insan yasadigi, bu yuzden susar bazen..
Anlatmaya calismak biseyleri birilerine anlatmaya calismak bazen erdemdir bazen umut, sahip olmasi gerekiyor karsindakinin anlayacak duyulara, algilama yetenegi olmasi lazim birazda simdi oldugu gibi yalin bi anlatimin bari karsisina dikilebilmeli, sozcuklere sevdirmeli kendini carpmamali onlar bi duvar misali kucuk cok kucuk bir et parcasina ve ardindan yuvarlanmamali ufacik bir kar topu gibi asagiya.. bakmalisin sen anlatirken bakmalisin sevdimi sozcukler karsidakini yoksa yuvarlaniyormu durmalisin hemen, eger yuvarlaniyorsa kaybetmemelisin zaman onlari savurarak saga sola.. bazen kalp giriyor devreye yok diyorsun kaybedicem zaman harcayacagim bunun icin ama sonu bir karincanin sonu gibi hep husran hep husran..Hayata uzun bi yolculuk derler bence cok kisa uzun kavrami degisir bence, yada insanin daha uzununun olup olmadigindan emin olmasi gibi.. gerek yok bu hayatta anlamayacak birine bisey anlatmaya belki sonra anlar diye saatlerce gunlerce susmaya... cek kendini son kez harca zaman kendine ama son kez ve bitir kendini ters ters yurutmeyi.. yuzun ileriye donuk ileriyi gorebiliyorken terse gitmek ne derce dogru nederce gerekli bu hayatta hangisinin karsiligi gelir saniyosun susma sakin susma biri biseyi belki anlar die sakin susma bu kendin bile olsa susma bas kendine kalayi..tekrar dusun hayatla olumu sole bak arasina inan iki kisi sigmaz oraya sen varsin sadece...
_________________________________________________________________
10月26日

hani gitmesen diyorum artık kal yanımda

sen gidince soğuyor yatak gece uzuyor
sensiz geçen geceler beni ihtiyar ediyor
hani gitmesen diyorum,hani gitmesen diyorum

adın yazılı bazı otel odalarında
sürüyorlar sevdamızı ordan oraya
kolay değil biliyorum
böyle öksüz yaşamak
ama en kötüsü gülüm
onursuzca yaşamak

senin her gidişinde sürgün oluyorum ben
en kötüsü aslında gitmeden sürgün olmak
içimi acıtıyor böyle öksüz yaşamak
hani gitmesen diyorum,hani gitmesen diyorum
hani gitmesek diyorum,hani gitmesek diyorum
9月26日

japonlar çıldırmış x-seed 4000

Efendim japonyada bir fuji dağı varmış, bir rivayete göre Japonlar bu dağı eskiden beri kutsal sayar ve taparlarmış. İşte o dağ:

fujidagi.jpg

Bu dağ 3.776 metre imiş.

Japon Mühendis insanları bu dağdan esinlenerek bir proje hazırlamışlar. Adını X-Seed 4000 koymuşlar. Koymuşlar ama öyle kalmış. Nedeni ise uygulamanın 300-900 milyar dolar’ı bulabilirmiş, mali sıkıntıları varmış. Yalnız 600 milyar dolarlık fark neden ben orasını kavrayamadım. Bir proje hazırlıyorsunuz maliyetini çıkarıyorsunuz ve bu 300′e de olabilir 900′e de olabilir diyorsunuz.

Yazının devamında resimlerini görebileceğiniz yapı 800 katlı imiş (kat yüksekliği 3 mt dersek 800*3= 2,4 kilometre yüksekliğinde bir yapı ile karşı karşıya kalırdık, ama japonlar böyle yapmıyor). Plana göre yükseklik 3,8 kilometre olarak düşünülmüş. Yani fuji dağından ~230 metre yüksek olacakmış. Bu çekik gözlü insanlar manyak olmuşlar, bugun dünyanın en yüksek binası ünvanını almaya hazırlanan Burj Dubai adlı yapı 0,8 km yüksekliğinde. Bununla kalmayıp yapıyı deniz üstüne yapacağız diyorlar. (Yuh, oha hatta çüş dediğinizi duyar gibiyim) Uçağa binenler bilir, uçaklar genellikle 800 metre yükseklikte uçarlar ve yer yer bulutları yanı başınızda görürsünüz. 3,8 km yükseklikte, bulutların üstünde oturduğunuzu düşünsenize Smiley Çocuğum balkondan sarkma düşersin, yada atmosfere karşı bir kebap yelleme sahnesi Smiley

x_seed_4000_2

Taisei İnşaat şirketi tarafından projelendirilen yapı tüm enerji ihtiyacını güneş enerjisiyle elde edecekmiş.

x_seed_4000_5.jpg

Hatta insanların gerekli ihtiyaçlarını karşılamaları için sebze ve meyvelerin yetiştirileceği alanlar ile hayvanların yaşayabileceği barınaklar bile projeye eklenmiş durumda. Üstün teknolojiyle yapılan duvarları, dışardan gelen hava durumuna göre içerisinin ışık, sıcaklık ve hava basıncını ayarlıyor.

Yani başlı başına bir şehir olma, dışarıyla hiçbir şekilde bağımlı olmamaya yönelik bir şaheser yapı. 1.000.000 kişinin barınma ihtiyacını karşılayacak diyorlar.

İşe bak yav, adamlar gökdelen yarışını bir kenara itmişler. Dağlarla kapışıyorlar artık 

Bizmi? Biz henüz A5 arsa bulalımda hazırki projelerden faydalanarak yapalım (5 katlı * 3m kat yüksekliği + ~1mt su basma + ~2 metre çatı= 0,018 km yüksekliğinde yapı yapıp), insaatbolumu.com’a girip yazıları okuyup yorum yapmadan çıkalım!

x_seed_4000_3.jpg

x_seed_4000_4.jpg

x_seed_4000_1.jpg

 

9月17日

GOOGLE DA VEFA ARAMAK(mutlaka okuyun)

Sanal alem geniştir, içerisine girdiğiniz zaman ne nerde olduğunuzu anlayabilirsiniz, ne de o alemde niçin bulunduğunuzu...

Artık bizde bu alemin bir ferdi olduğumuz için, karşımıza hergün yeni birşey çıkıyor, bugünlerde de bu alemde ki başka bir ferdin derdini dinledim ve bunu kendime, daha doğrusu hepimize uygun bulduğum için bunu sizlerle paylaşmak istedim...

Google ve benzeri arama motorlarına sık sık ihtiyacımız oluyor. Aradığınız konu hakkında az çok bilgi sahibi oluyorsunuz. Bu bir nimet bizim için, hem de güzel bir nimet, fakat;

Dün bir pınar resmine ihtiyacım oldu, bunu bana ancak Google verir dedim; yazdım ve başladım aratmaya; bana sayfalarca pınar resmi getirdi, fakat benim istediğim çeşme, su olan pınar, Google'ın bana getirdiği ise bu değil. Peki ya ne?

Ne olacak; Pınar Altuğ'un resimleri, teknoloji işte pınar deyince Pınar Altuğ'u anlıyor. Kültürümüze ne kadar da yabancı değilmi?

Olmadı dedim, bari çeşme yazayım, yazdım arattım, bu defa neresi çıksa beğenirsiniz? Çeşme Kasabası... eee ben ne yapacağım şimdi?

Google da vefayı aramakta imkansız, Vefa ilçesinin resimlerini getiriyor önümüze, teknolojinin vefa anlayışı bu işte...

Dahası var... Aşk yazıyorum, magazin sayfalarını boy boy önüme getiriyor. ya ben onu demedimki, benim istediğim aşk nerde? Ne yapsın Google da ruh yokki. Öyle yüklenmiş, ne verirlerse oda onu sunuyor bize. Onunda bir suçu, günahı yok. Neyse;

Yaşadıklarımızı paylaşmak istedik. Ben artık pınarı, çeşmeyi, vefayı, aşkı... Google'ın dışında arayacağım. Çünkü Google da benim istediğim vefa yok...

Umarım teknolojide birgün bu vefasızlığından kurtulur ve bizim dilimizden anlar... 

8月22日

OLGUNLAŞMAK

Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım. İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.

Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var. "Ben demiştim" ,"ben bilirim","ben zaten anlamıştım", sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düsenler kalıyor.

Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken.

Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele. Boş geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim. Gerektiğinde "HAYIR" demeyi öğrendim ve bu kelime basta karsındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor. Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor. Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar. Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor. Yaşamışlığın oluşturduğu bir alçakgönüllülükle gülüyorum içimden sadece. Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım. Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.

Modaya uymak adına popomun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .

Ayıp, günah ya da ne derler korkuları çoktan geride kaldı.

Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken simdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.

Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun. İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor. Yaşamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk. Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yaşadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek. İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor. Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor. Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.

Can Dündar
8月5日

uykunda opuyorum seni

Uykunda agliyorsun.. .
Uykunda opuyorum seni... Korkmadan agliyorum
seninle...
Senin icin bir sey yapamayisima, seni bu dunyada
yapayalniz, kimsesiz birakisima agliyorum...
Senin icin gerceklik yok, bu hayat, bu hayatin
kurallari yok... Kendine nasil derinden ve katiksiz
inaniyorsan, bu hayata, bu insanlara da oyle
inaniyorsun. .. Bunu sana ben anlatamam. Bak bu sensin,
bak bu da hayat, bu da kurallari; bak, insanlar seni
aslinda nasil goruyor, yok bu hayatta duygularinin
karsiligi, diyemem. Seni sevginden uyandiramam. ..
Yillar once senin oldugun yerdeydim ben de. Tam orta
yerde. Benim de saclarim sevecen bir kardeslik
kokardi.
Herkese kosarken acikta kalirdi oldurulmeye en acik,
en savunmasiz yanlarim. Nereme bicak saplanirdi
bilmezdim, ama hep yersiz kanayan o zavalli saclarima
dostluklara golge dusuruyor, diye kizardim...Umudu
urkutuyor diye yaralarima kizardim... Ben en cok beni
yaralayanlara kosar; bir suc, bir yanilgi varsa,
cogunu omuzlamak icin kendimden vazgecerdim. ..
Sirf sevgiler bitmesin, sirf hayatin sevinci
golgelenmesin, dostluklarin son gunu gelmesin diye
ustume alirdim butun gunahlari, butun yanilgilari,
gecmis ve gelecek butun kotulukleri. .. Sevginin
umutlari sursun diye, goze alirdim kalbime akitilacak
zehirleri... Goze alirdim eksIk yasanmis butun
sevgilerin tanigi ve surgunu olmayi...
Sonra baktim kimsesiz ve tesellisiz oluyorum... Gordum
kendimi nasilsa. Gordum anisiz ve habersiz oldugumu...
Son kez baktim etrafima, bir yakin, bir icten ses, bir
kardes kokusu aradim kendime. Baglanmak istedikce
oylesine kopmustum ki insanlardan, oylesine cok
sevmis, oylesine cok inanmistim ki, nasil oldu
bilmiyorum, icimden bir kotuluk, bir acimasizlik;
icimden zavalli bir intikam duygusu cikartip, o yarali
kendimi, beni ben yapan o kimsesiz sevgimi o bosluktan
cekip aldim... Aldim onu ve korumaya basladim.. O
yarali, o parcalanmis, o kimsesiz sevgimi, kotulukle,
acimasizlikla, hirsla, kiskanclikla korumaya
basladim... O da yetmedi, yazmaya basladim sevgili.
Yazmaya... Ne hissedersem, ne hissedeceksem, hayatimda
ne varsa, her seyi yazmaya basladim...
Yazmak, acilardan, asklardan, yitirislerden, itilip
kakilmalardan kurtulmanin en gecerli yolu oldu benim
icin...
..........
..........
8月3日

hayatla röportaj

*Hayatla roportaj yaptigimi gordum ruyamda.

"Benimle roportaj mi yapmak istiyorsun?" diye sordu Hayat.

"Zamanin var mi?" diye sordum.

Gulumsedi.

"Benim zamanim Sonsuzluk" dedi Hayat. "Ne sorular var yureginde?"

"Insanlarla ilgili en cok neye sasiyorsun?" diye sordum.

Hayat yanit verdi.

"Cocukluktan sIkilip buyumek icin acele ediyorlar, sonra yine cocuk olmanin
ozlemini duyuyorlar. Para kazanmak icin sagliklarini kaybediyorlar, sonra
sagliklarini kazanmak icin paralarini kaybediyorlar. Gelecekle ilgili
ediselenmaekten simdiyi unutuyorlar. Sonra da ne simdiyi ne gelecegi
yasayabiliyorlar. Deneyim iyi bir ogretmendir diyorlar ama deneyimin
faturasini odemek istemiyorlar. Hayatlarini kazanmak icin egitim aliyorlar
ama yasam ustasi olmayi bilmiyorlar. Bu nedenle de, hic olmeyecekmis gibi
yasiyorlar, hic yasamamis gibi oluyorlar."

Hayat elimi tuttu. Bir sure sessiz kaldik.Derin bir nefes aldim. Ona,
insanlarin neleri ogrenmelerini istedigini sordum.

Hayat yanitladi.

"Hic kimseyi seni sevmeye zorlayamayacagini, yapabilecegin tek seyin seni
sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek
ogrenilebilecegini ogrenmelerini isterdim. Baskalariyla kendilerini
kiyaslamamayi ogrenmelerini isterdim. Iki insanin ayni seye bakip farkli
seyleri gorebilecegini ogrenmelerini isterdim."

"Zengin insanin en cok seye sahip olan degil, en az seye ihtiyac duyan insan
oldugunu ogrenmelerini isterdim. Bir sevecen yuregi derinden yaralamanin bir
anda oldugunu; ama iyilestirmenin cok uzun surdugunu ogrenmelerini isterdim.
Seni seven insanlarin duygularinmi nasil ifade edebileceklerini bilmedikleri
icin seni sevmediklerini sanmak yerine onlarin sevgisini hissetmeyi
ogrenmelerini isterdim."

Hayat derin bir nefes verdi. Hayatin nefesi kelimelere donustu.

"Soylediklerimi yuregine kaydet" dedi. Soyledigi cumleyi yuregime kaydettim.

"Baskalarini affetmek yeterli degil, kendini de affetmeyi ogren".

Yuregim kus gibi hafiflemisti.

"Son bir soru daha, Hayat" dedim. "Benden ne istiyorsun?"

Butun odayi beyaz bir isIk kapladi ve Hayat yanitladi.

"Senin kendin olmani istiyorum, yoksa baskasi olurdun. Sana bugun ihtiyacim
oldugunu bil, yoksa bugun benimle olmazdin. Kendi essizligini ve
biricikligini bil; cunku ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratici ve
zenginim. ve gercekten TEK degerli olanim. Degerimi bil." *
**
*alinti*

7月14日

kendimi bulursam

 

  

Hayatın üzüntülerine hep kızarız değil mi? Ama onlar olmadan da bir türlü yaşanmıyor sonraki mutluluklar, sürekli üzülüyor, seviniyor, mutlu oluyor ve büyüyoruz. Mutluluk oranının insan yaşamına oranı her insanda farklı olmasa da bir elma şekeri ile ağlamayı bırakıp gülümseyen çocuklar var, yazdıklarımın okunduğunu bir şekilde bilipte sevinen bir ben var. Bir yeri acımadan büyüyen yok, yere düşüp kalkmadan yürüyen çocuk yok, her ne kadar kendimizi artık büyümüş hissetsek de çocukluktaki sürecimiz değişik zaman aralıklarında devam ediyor. Kendi yaşam kesitime bakıyorum da çokta çabuk yaşıyoruz hayatı, keşke bazı anları, ölümsüzleştirip biriktirebilsek, mutluluğun ve gülümsemenin bir kısmını da sonraya kullanabilsek. Bazılarımıza gülümsemek yakışır bazılarına hüzün, yüzümüzü öyle alıştırırız ki böyle tepkilere, diğer anlarda maske takmak zorunda kalırız. Benim maskem bellidir gülümsemek, ama lütfen sen gönlümün sultanı sakın takma hüzün maskeni, hep doğal halinle kal gülümseyen yüzünle. Tabii ki hayatın da yaşanması gereken acı sürprizleri var, beklenen kelimeler, istenen duygular gecikince beni uçuran kanatlarımdan birinin eksildiğini hissediyorum, o nedendir bu kelimelerimin suratsızlığı, o nedendir aydınlık günlerde gözlerimin karanlığı. Beklide artık seni aramaktan vazgeçip kendimi aramalıyım, ben kendimde olmayınca, harfler ve kelimler doğru şeyi yazamayınca bulamıyorum beklide seni. Yılların içinde kaybettiğim kendimi bulmalıyım, kimbilir hangi okulun köşe başında unuttum kendimi, hangi uçan balon satan dükkânda bıraktım bedenimi, hangi aşk romanını okurken, sayfalar arasına koydum yüreğimi. Kendimi bulursam beklide seni bulacak gücüde bulacağım, önümde duran kalın, kırmızıçizgiyi geçeceğim beklide. 

 

 
7月13日

yüreğime hasret diye yazılmış adın

Geceleri yoklugunda siirler yaziyorum sana,
Bazen sana okuyor ama asla sana yazdigimi soyleyemiyorum,
Mucizelere inanirmisin. .!
Iste ben sana olan askim icin bir mucize bekliyorum,
Fal bakiyorum bazi zamanlar seviyor mu sevmiyor mu diye,
Hep seviyor cikiyor nedense, zaten sevmiyor ciksada inanmiyorum,
Hep sarkilar dinliyorum,ama oyle siradan sarkilar degil; ask sarkilari,
Sevgiliye soylenmek istenen sarkilar bunlar,
Sevdanin ne oldugunu asla anlayamayacagimi dusunurdum bazi zamanlar,
Sevmek neydi aciklamak isterdim ama yapamazdim,
Yapamadigimda da boyle bir seyin olmadigina inanirdim,
Ama her asIk olusumda da siirler yazardim,
Ask vardi elbet bunu biliyordum,
Her yerde senin o guzel ve gizemli gozlerini ariyordum,
Sadece sana ait siirler yaziyordum,
Dedim ya: asla sana yazdigimi soyleyemiyordum,
Biliyormusun, seni sevdigimden beri hersey gozume daha guzel, daha hos
geliyor,
Cunku onlar bana seni hatirlatiyor,
Sana canim demek,sana omrumun anlamisin,ruhumsun demek,
Ve daha dunyada ne kadar guzel sey varsa soylemek istiyorum,
Fakat bogazima bir sey dugumleniyor,
Butun dusunduklerim bir turlu dudaklarimdan sana ulasamiyor,
Bazen gecenin esrarengiz sessizligi vuruyor icime,
Herseyimi allaha emanet edip uykuya daliyorum,
Belkide bir tek sana orda ulasiyorum,
Bitmesin bu ruya,bitmesin bu mutluluk, gitme yanimdan ne olur,
Biraz daha kal, biraz daha tut ellerimi diyorum usulca sana,
Ama yuregime hasret diye yazilmis adin,
Yine sevdanla beni bir basima birakip gitmen gerek,
Olsun, ben seni ozlemekten de hic bikmiyorum
Kac dolunay gecti geceleri seni beklerken,
Ve kac kez aglamakli oldu gozlerim,
Dedimya yuregime hasret diye yazilmis adin,
Gonlumde de acisi, yanimda olmayisinin,
Son satirlarim bunlar kalem tutan ellerimden sana,
Hasretimsin diyorum,sevdamsin benim,herseyimsin ,
Hic gelmeyeceksin belki ,yuregimi ellerine birakamayacagim,
Gozlerine hic bakmayacak,saclarin a hic dokunmayacagim,
Ve ben senin hic bilmedigin sevdalin olarak kalacagim..!
7月8日

deniz feneri

 

Bana da yol göstersene, Deniz feneri,
Denizi istiyorum hepsi bu,
Bu o kadar zor mu?
Zor mu baharın ilk güneşiyle yanmak,
Kadehleri,
Şerefe tokuşturmak bir akşamüstü,
Tabelalara bakmadan yani,
Birkaç yüreği harmanlayacak,
Bir yer bulmak,
Ve savrulmak,
Nereden nereye bilmeden,
Huzur kumsalında,
Çakıltaşlarına karışmak,
Kumlara adını yazmak mesela,
Ya da uçsuz bucaksız ufuklara,
Oldu olası başka şey görmemiş,
Bir mendireğin gözüyle bakmak,
Ağların kokusuna ağlamak,
İçin için,
Yollarca yol,
Dağlarca dağ,
Saatlerce zaman olmak,
Sönme! ..yolumu aydınlat,
Susma! söyle;
Sevmek bu kadar zor mu ha?
Bu kadar zormu be deniz feneri?

7月7日

yağmur

 

ImageYaqmur ...
 
Yağma be yağmur. İçim üşüyor. Islatma toprakları.
Attığım her adım daha da ağırlaşıyor.
Kokun sinmesin çiçeklere.
Çoktan unuttum içime derin bir nefes çekmeyi.
Çoktan unuttum ardından görünen gökkuşağının
renklerini. Serinletmeye çalışma boşuna içimi.
İstesen de beceremezsin yorulma boşuna.
Yağma yağmur.
Çek git yoluna Esme be rüzgar.
Uğulduyor kulaklarım. Takatim yok itme beni.
Titriyor bacaklarım.
Bilmem hangi melodidir fısıldadığın.
Duymuyorum.
Uzun zaman oldu işitmiyorum hiçbir sesi. Çek elini eteğini dalların üzerinden. Eğme boynunu.
Koparma yapraklarını. Bırak her biten ot her yeşeren yaprak yerinde güzel.
Çalma! Yerinden yurdundan etme hiç birini. Kimseler yok işte sokaklarda.
Issız her yer senin şansına Esme rüzgar. Çek git yoluna. Geçme be zaman. Sabrım bitiyor.
Dur olduğun yerde. Her şey uzaklaşıyor. Unutturma bana çektiklerimi.
Unutturma özlemiyle divane ettiklerini. Alışmaya çalışmadım hiç. Vazgeçmeye çalışmadım.
Henüz çok taze yaram. Bırak kanasın. Bir gün dönmez biliyorum. Bekletme boşuna.
Geçme zaman. Çek git yoluna.Akma be gözyaşım. Yüreğim yanıyor.
Değmez bir vefasız için heder olmana.
Eğer gözyaşım fayda etseydi ona gider miydi ardına bile bakmadan uzaklara.
Kıyamadığı kopamadığı onsuz yapamadığıydım hani?
 Yazık. Ne boş sevmişim meğer. Ne boş yanmışım. Sanma bu benim ilk aldanışım. .