ümit 的个人资料˙·٠٠•● uMiT’in YeRi ●•٠٠...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
6月5日 Seni Seviyorum Çünkü...SENİ SEVİYORUM ÇÜNKÜ..
Seni seviyorum, Seni seviyorum,
Mehmet ÇOŞKUNDENİZ 5月28日 Biz Hiç "Biz" Oldukmu??
Biz Hiç 'Biz' Olduk Mu? Geç kaldın her şeye... Geç kaldın bana... Geç kaldım sana... Bana gelişinde geçti, benden gidişinde... Beni sevişinde geçti, benden nefret edişinde... Geçmiş zaman dilimleri ne inat, gelecek saatlerde ydi gözün ve gelecek yıllardaydı yüreğin... Bulunduğun zamana ait şeyler yaşayamadın sen. Hep "Sonra..." diye başlayan cümleler kurdun. Hep " Belki bir gün..." diye temennile rde bulundun. Dilemek yetmiyorm uş bazı şeyleri, bütün benliğinle istemek lazımmış. Başarmak için ölesiye çabalamak... Dahası cesur olmak lazımmış. Aşkda, sevgide, nefrette, acıda, mutlulukt a... Yağmurlu bir geceydi bana gelişin... Gidişinde yağmurlu bir günde oldu. Aç pencereni ve dışarı bak. Yine yağmur yağıyor. Bu kez ne gelen var, ne de giden... Ne kapımı çalan var, ne de yüreğimi aralayan. .. Ne akan gözyaşlarımı silen var ne de yüreğimdeki mutluluğa ortak olan... Pencereme vuran, yüreğimi ıslatan yağmura rağmen güçlü hala bir yanım. Bu kez ne götürecek benden diye korkmuyor um. Onunla yarış etmek için akmıyor gözyaşlarım. Aksine gülüyor gözlerim. Ertelenmiş zamanlara, yaşanamayanlara, hayatın bize oynadığı oyuna seyirci kalışına gülüyor. Benim de geç kaldıklarım oldu mutlaka.. . Fakat senin kadar geç kalmayı başaramadım hiç bir zaman. Gözlerimi kısarak bakmadım hayata, sonuna dek açtım. Zaman duruyorke n bile sen aktın içime... Akarken hep bir duru su olmak istedim, kendimi gizlemedi m. Hayat bana çelme taktığında ben ona dil çıkardım, gülüp geçtim. Güzel günlerin yanında kötü günlerinde olacağına hazırlıklıydım. Bazen hiç olmayacak sularda fırtınalar kopardım. Bazen aynı sularda sakince yüzdüm. Fakat kabullene medim ertelenmiş zamanları... Kabullene medim yağmurun sinsice benden çalıp götürdüklerini... Kabullene medim her geçen dakika içime işleyişini... Her şeye geç kalınmıştı bizim hayatımızda. Geç kalınanlar, ertelenmiş yaşamlar... Neleri erteledik biz? Niye erteledik? Neleri sevdik biz? Nelerden vazgeçtik? Neleri göze aldık biz? Nelerden kaçtık? Neden bu hale geldik be biz? Sahi, biz hiç "biz" olduk mu 4月29日 BİZ YAPSAYDIK EĞER
| BİZ YAPSAYDIK EGER DAHA NLAMLI OLURDU. BİR YEŞİLCAM KLASİĞİ
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
12月25日 susarsam birdaha konuşmıyacagim
Evet çok özledim. Sustum!!!! (alıntıdır) deniz23 12月5日 göz yanılgısıMyspace Graphics
11月22日 Çok Geç Diye Bir Zaman YokTur...
İNSAN SEVİNCEDisarda yagmurun dansi, icerde uzak ufuklar icin yuregimden dokulen sevgi damlalarinin PC ekranina yansiyan aksine eslik ediyor, guzel bir parca dinliyorum bitisIk odadan ve ben isin bu yogun saatlerinde, yine okuldan kacan yaramaz cocuklar gibi sevgi dunyama kaciyorum. Sarkilarin, kuslarin yagmurdan ruzgardan bahsedisi bir ayri dokunuyor bana, ciceklerin ve topragin guzelliginin kokusu tenime siniyor, bunlarin hepsi benim dunyam sevgi diyor. Bilirim ki sevmek tum doga olaylari ile duygulari birlestirecek kadar duyarli bir seydir, bir kus carpsa pencereme kayitsiz kalmaz yuregim, bunlari yeni fark etmiyorum, bedenimde bir de yuregimin oldugunu fark ettigim andan bu yana degisti tum dunyam. Doga sanki ask icin bazen esiyor, bazen susuyor, dudaklarimdan dokulen seslere donusturemedigim huznu sevinci, hayata verdigim anlami doga konusarak dile getiriyor. Yagmur, gunes, gokkusagi, agaclar, kuslar hepsi bir araya getiremedigim harfleri el ele getirip sevgiyi anlatiyorlar benim icin, uzak ufuklar icin. Olmadigim mekanlara yagan kar taneleri seven yureklerin varligini dusunurken daha guzel. Doguda asker ocaklarinda ana kuzularinin hayatinin son buldugu haberini duydugumda, dunyanin artik kanla, savasla, hileyle, guclunun zayifi ezmesiyle daha cirkin bir hale geldigini gordugumde sevgiye saygiya onem veren birininde ayni dunyanin icinde yasiyor ve nefes aliyor oldugunu bilmek anlamsizlasan yuregime yeniden anlam katiyor, guc veriyor, direnme istegi veriyor kotuluk ve cirkinlige karsi. Evet iyi ve guzel olmayan herseye direnmemin bir anlami var, insan sevince anlamsizlik duygusu icinde kaybolmuyor, gokyuzunden sIkilip yeryuzune inen melegim bedenimden uzaklarda da olsa her biten gunde aydinlik mekanlardan karanlik mekanlara dogru yuregime sevgi ruzgarlarini sarip cikiyorum. ÖĞRENCİ EVİNİN ANATOMİSİHer ogrenci evinde muhakkak 'nobetci sistemi' uygulanir ve gunun nobetcisi, resmi kole statusunde kullanilir. Yemek sirasinda en az elli kere mutfaga gonderilir. · Evdekilerin temel gida maddeleri yumurta ve patatestir. Bu ikisinin birlesiminden 12 cesit yemek yapilabilir. Cay yemekten sonra degil, yemekle birlikte icilir. · Her gece kesinlikle sacma sapan bir tartisma konusu acilir. (Dusunmuyorum o halde yok muyum yani? Dunya dondugu icin mi guzel? Attan inip essege binilir mi?) · Her evin muhakkak suyu, cayi deviren bir sakari vardir. Ha bi de islerden kaytaran tembeli bulunmaktadir. · Yemek yapmaya karar verilir ve yemek yapmaya baslandiginda eksIkler ortaya cikar, zamanla yarisarak yemek tamamlanir. · Kesinlikle ama kesinlikle temiz catal, kasIk, tava kalmayincaya kadar bulasIklar yikanmaz. · Her sabah derse gec kalinir ve ogle kalkip okula yemek yemege gidilir. (Okulun yemegi ucuz oldugu icin...) · Sinav donemlerinin favori cumlesi "bu gece yatmiycam ders caliscam"dir. Gece yatilmaz ama ders de calisilmaz. · Evin duvarlari vize-final tarihleri, ilginc sozler, nobetci listesi, harcama listesi gibi yazili belgelerle susludur. · Ogrenci evinin, ogrenci misafirleri de eksIk olmaz ve gelen misafire once "bi kola al da icelim"diye baslanilan ismarlatma olayina, iyice sovusleninceye kadar devam edilir. · Ev genelde bodrum ve giris katta oldugundan, pencereden girilebilir ozelliktedir. (Her ihtimale karsi bi pencere muhakkak iceriden kilitlenmeyerek acik birakilir.) Dis kapi ise zaten kilitlenmez. · Ev fertlerinin asagi yukari tamami leyla gibidir, yani ask trafigi yogundur. Kimininki platoniktir, kafayi yer ve yedirtir, kimi romantik takilir, siirler ezberlenir, kimi ise aksam ansizin nisanli olarak eve donebilir BAZENBazen kimsesizdir insan, yapayalniz.. kendi kendinedir, dinler sadece kendini icli bir turku gibi, huzunlenir bazen kendine, bazen susar..Bazen kizar insan bindirir sessizligi bir gemiye gonderir uzaklara bazen dalgadir o, bagirir, hircindir.. Hayati dusunuyorum soyle uzun uzun ucsuz bucaksiz bir deniz gibi geliyor bazen, bazen korkutuor insani aliyor kendini kendinden.. dusunme diorum kendime olmuo bazi seylere goz yummakta zor gelio.. hayati dusundugun kadar olumude dusunmesi gerektigini unutur insan hep.. dikmeli gozlerini tam ustune bunun karsisina gecip ayna misali taramali sacini bakmali once ona, sonra icindeki kendine.. yokmu diye bagirsam bu hayattaki yerimi tam olarak soyleyen bana ? belkide benim bunun cevabini verecek sadece ince bir cizgi ustunde.. bekledigini bulamadigin yani alamadigin umutsuz bir umidin icine sizan bulanik bi suyun tum renkleri kahverengi yaptigi gibi bazen kendini bilememek.. bazen ac kalmak gibi bazen susmak bazen susamak gibi..kendini sokmalisin kendi makinene, gostermeli tum icini sana gormelisin icinde organ die nitelendirdigin bazisina can bazisina kalp dedigin kisilerin tam yerini.. kendim kasik kasik alip doktum yuregime sanki o bulanik suyu yaptim herseyi kahverengi sanki sonra kaldirdim kafami karsisindayim aynanin yani olumle hayatin tam arasinda yani kendimin karsisinda.. denkleme benzemiyo soyledigim karisik gelmesin yok bunda x y , bilmelisin sadece hayatla olum arasinda neyin nekadar hangi renkte olmasi gerektigini yani sadece senin oldugunu.. okadar kimsesizki bazen sozcukler belki yerzune semadan dusen damlaciklarin sayisi belki denizdeki kumlar kadar ama bazen okadar yetersizki bunlar..Baslarsin yanyana koymaya onlari bir tren misali vagonlar gibi degilmidir sozcukler, bakis icindeki dalis degilmidir.. bu yuzden anlatamaz herseyi insan yasadigi, bu yuzden susar bazen.. Anlatmaya calismak biseyleri birilerine anlatmaya calismak bazen erdemdir bazen umut, sahip olmasi gerekiyor karsindakinin anlayacak duyulara, algilama yetenegi olmasi lazim birazda simdi oldugu gibi yalin bi anlatimin bari karsisina dikilebilmeli, sozcuklere sevdirmeli kendini carpmamali onlar bi duvar misali kucuk cok kucuk bir et parcasina ve ardindan yuvarlanmamali ufacik bir kar topu gibi asagiya.. bakmalisin sen anlatirken bakmalisin sevdimi sozcukler karsidakini yoksa yuvarlaniyormu durmalisin hemen, eger yuvarlaniyorsa kaybetmemelisin zaman onlari savurarak saga sola.. bazen kalp giriyor devreye yok diyorsun kaybedicem zaman harcayacagim bunun icin ama sonu bir karincanin sonu gibi hep husran hep husran..Hayata uzun bi yolculuk derler bence cok kisa uzun kavrami degisir bence, yada insanin daha uzununun olup olmadigindan emin olmasi gibi.. gerek yok bu hayatta anlamayacak birine bisey anlatmaya belki sonra anlar diye saatlerce gunlerce susmaya... cek kendini son kez harca zaman kendine ama son kez ve bitir kendini ters ters yurutmeyi.. yuzun ileriye donuk ileriyi gorebiliyorken terse gitmek ne derce dogru nederce gerekli bu hayatta hangisinin karsiligi gelir saniyosun susma sakin susma biri biseyi belki anlar die sakin susma bu kendin bile olsa susma bas kendine kalayi..tekrar dusun hayatla olumu sole bak arasina inan iki kisi sigmaz oraya sen varsin sadece... _________________________________________________________________ 10月26日 hani gitmesen diyorum artık kal yanımdasen gidince soğuyor yatak gece uzuyor sensiz geçen geceler beni ihtiyar ediyor hani gitmesen diyorum,hani gitmesen diyorum adın yazılı bazı otel odalarında sürüyorlar sevdamızı ordan oraya kolay değil biliyorum böyle öksüz yaşamak ama en kötüsü gülüm onursuzca yaşamak senin her gidişinde sürgün oluyorum ben en kötüsü aslında gitmeden sürgün olmak içimi acıtıyor böyle öksüz yaşamak hani gitmesen diyorum,hani gitmesen diyorum hani gitmesek diyorum,hani gitmesek diyorum 9月26日 japonlar çıldırmış x-seed 4000Efendim japonyada bir fuji dağı varmış, bir rivayete göre Japonlar bu dağı eskiden beri kutsal sayar ve taparlarmış. İşte o dağ:
Bu dağ 3.776 metre imiş. Japon Mühendis insanları bu dağdan esinlenerek bir proje hazırlamışlar. Adını X-Seed 4000 koymuşlar. Koymuşlar ama öyle kalmış. Nedeni ise uygulamanın 300-900 milyar dolar’ı bulabilirmiş, mali sıkıntıları varmış. Yalnız 600 milyar dolarlık fark neden ben orasını kavrayamadım. Bir proje hazırlıyorsunuz maliyetini çıkarıyorsunuz ve bu 300′e de olabilir 900′e de olabilir diyorsunuz. Yazının devamında resimlerini görebileceğiniz yapı 800 katlı imiş (kat yüksekliği 3 mt dersek 800*3= 2,4 kilometre yüksekliğinde bir yapı ile karşı karşıya kalırdık, ama japonlar böyle yapmıyor). Plana göre yükseklik 3,8 kilometre olarak düşünülmüş. Yani fuji dağından ~230 metre yüksek olacakmış. Bu çekik gözlü insanlar manyak olmuşlar, bugun dünyanın en yüksek binası ünvanını almaya hazırlanan Burj Dubai adlı yapı 0,8 km yüksekliğinde. Bununla kalmayıp yapıyı deniz üstüne yapacağız diyorlar. (Yuh, oha hatta çüş dediğinizi duyar gibiyim) Uçağa binenler bilir, uçaklar genellikle 800 metre yükseklikte uçarlar ve yer yer bulutları yanı başınızda görürsünüz. 3,8 km yükseklikte, bulutların üstünde oturduğunuzu düşünsenize
Taisei İnşaat şirketi tarafından projelendirilen yapı tüm enerji ihtiyacını güneş enerjisiyle elde edecekmiş.
Yani başlı başına bir şehir olma, dışarıyla hiçbir şekilde bağımlı olmamaya yönelik bir şaheser yapı. 1.000.000 kişinin barınma ihtiyacını karşılayacak diyorlar. İşe bak yav, adamlar gökdelen yarışını bir kenara itmişler. Dağlarla kapışıyorlar artık Bizmi? Biz henüz A5 arsa bulalımda hazırki projelerden faydalanarak yapalım (5 katlı * 3m kat yüksekliği + ~1mt su basma + ~2 metre çatı= 0,018 km yüksekliğinde yapı yapıp), insaatbolumu.com’a girip yazıları okuyup yorum yapmadan çıkalım!
9月17日 GOOGLE DA VEFA ARAMAK(mutlaka okuyun)
Sanal alem geniştir, içerisine girdiğiniz zaman ne nerde olduğunuzu anlayabilirsiniz, ne de o alemde niçin bulunduğunuzu... Artık bizde bu alemin bir ferdi olduğumuz için, karşımıza hergün yeni birşey çıkıyor, bugünlerde de bu alemde ki başka bir ferdin derdini dinledim ve bunu kendime, daha doğrusu hepimize uygun bulduğum için bunu sizlerle paylaşmak istedim... Google ve benzeri arama motorlarına sık sık ihtiyacımız oluyor. Aradığınız konu hakkında az çok bilgi sahibi oluyorsunuz. Bu bir nimet bizim için, hem de güzel bir nimet, fakat; Dün bir pınar resmine ihtiyacım oldu, bunu bana ancak Google verir dedim; yazdım ve başladım aratmaya; bana sayfalarca pınar resmi getirdi, fakat benim istediğim çeşme, su olan pınar, Google'ın bana getirdiği ise bu değil. Peki ya ne? Ne olacak; Pınar Altuğ'un resimleri, teknoloji işte pınar deyince Pınar Altuğ'u anlıyor. Kültürümüze ne kadar da yabancı değilmi? Olmadı dedim, bari çeşme yazayım, yazdım arattım, bu defa neresi çıksa beğenirsiniz? Çeşme Kasabası... eee ben ne yapacağım şimdi? Google da vefayı aramakta imkansız, Vefa ilçesinin resimlerini getiriyor önümüze, teknolojinin vefa anlayışı bu işte... Dahası var... Aşk yazıyorum, magazin sayfalarını boy boy önüme getiriyor. ya ben onu demedimki, benim istediğim aşk nerde? Ne yapsın Google da ruh yokki. Öyle yüklenmiş, ne verirlerse oda onu sunuyor bize. Onunda bir suçu, günahı yok. Neyse; Yaşadıklarımızı paylaşmak istedik. Ben artık pınarı, çeşmeyi, vefayı, aşkı... Google'ın dışında arayacağım. Çünkü Google da benim istediğim vefa yok... Umarım teknolojide birgün bu vefasızlığından kurtulur ve bizim dilimizden anlar... 8月22日 OLGUNLAŞMAKArtık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni
yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da
özetini çıkarmaya başladım. İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu
gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun. Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var. "Ben demiştim" ,"ben bilirim","ben zaten anlamıştım", sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düsenler kalıyor. Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele. Boş geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim. Gerektiğinde "HAYIR" demeyi öğrendim ve bu kelime basta karsındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor. Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor. Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar. Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor. Yaşamışlığın oluşturduğu bir alçakgönüllülükle gülüyorum içimden sadece. Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım. Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum. Modaya uymak adına popomun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim . Ayıp, günah ya da ne derler korkuları çoktan geride kaldı. Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken simdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu. Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun. İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor. Yaşamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk. Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yaşadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek. İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor. Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor. Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum. Can Dündar 8月5日 uykunda opuyorum seniUykunda agliyorsun.. . Uykunda opuyorum seni... Korkmadan agliyorum seninle... Senin icin bir sey yapamayisima, seni bu dunyada yapayalniz, kimsesiz birakisima agliyorum... Senin icin gerceklik yok, bu hayat, bu hayatin kurallari yok... Kendine nasil derinden ve katiksiz inaniyorsan, bu hayata, bu insanlara da oyle inaniyorsun. .. Bunu sana ben anlatamam. Bak bu sensin, bak bu da hayat, bu da kurallari; bak, insanlar seni aslinda nasil goruyor, yok bu hayatta duygularinin karsiligi, diyemem. Seni sevginden uyandiramam. .. Yillar once senin oldugun yerdeydim ben de. Tam orta yerde. Benim de saclarim sevecen bir kardeslik kokardi. Herkese kosarken acikta kalirdi oldurulmeye en acik, en savunmasiz yanlarim. Nereme bicak saplanirdi bilmezdim, ama hep yersiz kanayan o zavalli saclarima dostluklara golge dusuruyor, diye kizardim...Umudu urkutuyor diye yaralarima kizardim... Ben en cok beni yaralayanlara kosar; bir suc, bir yanilgi varsa, cogunu omuzlamak icin kendimden vazgecerdim. .. Sirf sevgiler bitmesin, sirf hayatin sevinci golgelenmesin, dostluklarin son gunu gelmesin diye ustume alirdim butun gunahlari, butun yanilgilari, gecmis ve gelecek butun kotulukleri. .. Sevginin umutlari sursun diye, goze alirdim kalbime akitilacak zehirleri... Goze alirdim eksIk yasanmis butun sevgilerin tanigi ve surgunu olmayi... Sonra baktim kimsesiz ve tesellisiz oluyorum... Gordum kendimi nasilsa. Gordum anisiz ve habersiz oldugumu... Son kez baktim etrafima, bir yakin, bir icten ses, bir kardes kokusu aradim kendime. Baglanmak istedikce oylesine kopmustum ki insanlardan, oylesine cok sevmis, oylesine cok inanmistim ki, nasil oldu bilmiyorum, icimden bir kotuluk, bir acimasizlik; icimden zavalli bir intikam duygusu cikartip, o yarali kendimi, beni ben yapan o kimsesiz sevgimi o bosluktan cekip aldim... Aldim onu ve korumaya basladim.. O yarali, o parcalanmis, o kimsesiz sevgimi, kotulukle, acimasizlikla, hirsla, kiskanclikla korumaya basladim... O da yetmedi, yazmaya basladim sevgili. Yazmaya... Ne hissedersem, ne hissedeceksem, hayatimda ne varsa, her seyi yazmaya basladim... Yazmak, acilardan, asklardan, yitirislerden, itilip kakilmalardan kurtulmanin en gecerli yolu oldu benim icin... .......... .......... 8月3日 hayatla röportaj*Hayatla
roportaj yaptigimi gordum ruyamda. 7月14日 kendimi bulursam
7月13日 yüreğime hasret diye yazılmış adınGeceleri yoklugunda siirler yaziyorum sana, Bazen sana okuyor ama asla sana yazdigimi soyleyemiyorum, Mucizelere inanirmisin. .! Iste ben sana olan askim icin bir mucize bekliyorum, Fal bakiyorum bazi zamanlar seviyor mu sevmiyor mu diye, Hep seviyor cikiyor nedense, zaten sevmiyor ciksada inanmiyorum, Hep sarkilar dinliyorum,ama oyle siradan sarkilar degil; ask sarkilari, Sevgiliye soylenmek istenen sarkilar bunlar, Sevdanin ne oldugunu asla anlayamayacagimi dusunurdum bazi zamanlar, Sevmek neydi aciklamak isterdim ama yapamazdim, Yapamadigimda da boyle bir seyin olmadigina inanirdim, Ama her asIk olusumda da siirler yazardim, Ask vardi elbet bunu biliyordum, Her yerde senin o guzel ve gizemli gozlerini ariyordum, Sadece sana ait siirler yaziyordum, Dedim ya: asla sana yazdigimi soyleyemiyordum, Biliyormusun, seni sevdigimden beri hersey gozume daha guzel, daha hos geliyor, Cunku onlar bana seni hatirlatiyor, Sana canim demek,sana omrumun anlamisin,ruhumsun demek, Ve daha dunyada ne kadar guzel sey varsa soylemek istiyorum, Fakat bogazima bir sey dugumleniyor, Butun dusunduklerim bir turlu dudaklarimdan sana ulasamiyor, Bazen gecenin esrarengiz sessizligi vuruyor icime, Herseyimi allaha emanet edip uykuya daliyorum, Belkide bir tek sana orda ulasiyorum, Bitmesin bu ruya,bitmesin bu mutluluk, gitme yanimdan ne olur, Biraz daha kal, biraz daha tut ellerimi diyorum usulca sana, Ama yuregime hasret diye yazilmis adin, Yine sevdanla beni bir basima birakip gitmen gerek, Olsun, ben seni ozlemekten de hic bikmiyorum Kac dolunay gecti geceleri seni beklerken, Ve kac kez aglamakli oldu gozlerim, Dedimya yuregime hasret diye yazilmis adin, Gonlumde de acisi, yanimda olmayisinin, Son satirlarim bunlar kalem tutan ellerimden sana, Hasretimsin diyorum,sevdamsin benim,herseyimsin , Hic gelmeyeceksin belki ,yuregimi ellerine birakamayacagim, Gozlerine hic bakmayacak,saclarin a hic dokunmayacagim, Ve ben senin hic bilmedigin sevdalin olarak kalacagim..! 7月8日 deniz feneri
Bana da yol göstersene, Deniz feneri, 7月7日 yağmur
Yaqmur ...Yağma be yağmur. İçim üşüyor. Islatma toprakları.
Attığım her adım daha da ağırlaşıyor.
Kokun sinmesin çiçeklere.
Çoktan unuttum içime derin bir nefes çekmeyi.
Çoktan unuttum ardından görünen gökkuşağının
renklerini. Serinletmeye çalışma boşuna içimi.
İstesen de beceremezsin yorulma boşuna.
Yağma yağmur.
Çek git yoluna Esme be rüzgar.
Uğulduyor kulaklarım. Takatim yok itme beni.
Titriyor bacaklarım.
Bilmem hangi melodidir fısıldadığın.
Duymuyorum.
Uzun zaman oldu işitmiyorum hiçbir sesi. Çek elini eteğini dalların üzerinden. Eğme boynunu.
Koparma yapraklarını. Bırak her biten ot her yeşeren yaprak yerinde güzel.
Çalma! Yerinden yurdundan etme hiç birini. Kimseler yok işte sokaklarda.
Issız her yer senin şansına Esme rüzgar. Çek git yoluna. Geçme be zaman. Sabrım bitiyor.
Dur olduğun yerde. Her şey uzaklaşıyor. Unutturma bana çektiklerimi.
Unutturma özlemiyle divane ettiklerini. Alışmaya çalışmadım hiç. Vazgeçmeye çalışmadım.
Henüz çok taze yaram. Bırak kanasın. Bir gün dönmez biliyorum. Bekletme boşuna.
Geçme zaman. Çek git yoluna.Akma be gözyaşım. Yüreğim yanıyor.
Değmez bir vefasız için heder olmana.
Eğer gözyaşım fayda etseydi ona gider miydi ardına bile bakmadan uzaklara.
Kıyamadığı kopamadığı onsuz yapamadığıydım hani?
Yazık. Ne boş sevmişim meğer. Ne boş yanmışım. Sanma bu benim ilk aldanışım. .
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|