ümit's profile˙·٠٠•● uMiT’in YeRi ●•٠٠...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    22 November

    Çok Geç Diye Bir Zaman YokTur...

    Çok Geç Diye Bir Zaman YokTur...

    Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra "Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri, bakalım bulabilecek misiniz? dedi... Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak bir el omzuma dokundu.. Döndüm.. Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi bana gülümseyerek bakıyordu...
     
    "Ben Rose" dedi... "Benim adım Rose, yakışıklı... 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?." Güldüm.. "Tabii" dedim.. "Hadi sarıl bana.." Öyle sımsıkı sarıldı ki... "Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin?" diye şaka yaptım... Minik bir kahkaha ile yanıtladı: "Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım.."
     
    Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık.. Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum. Sömestr boyunca Rose kampusun ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu.Rose hayatını yaşıyordu.. Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu..
     
    Sömestre sonunda, Futbol Balosu'na davet ettik, Rose'u konuşma yapması için... Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok... Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış mikrofona doğru eğildi...
     
    "Ne kadar beceriksizim, değil mi? Özür dilerim... Sonucu görüyorsunuz.. Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil... Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?"
     
    Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı:
     
    "Yaşlandığımız için, eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz..
     
    Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız.
     
    Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır:
     
    Her gün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak...
     
    Bir rüyanız olmalı mutlaka... Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok...
     
    Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır.. Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiç bir şey yapmadan, hiç bir şey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz.. Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiç bir şey yapmadan, hiç bir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum.
     
    Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir.
     
    Asla pişman olmayın...
    Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü.. Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır... Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır..."
     
     Ders yılı sonunda Rose yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi... Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü.
    Cenaze törenine iki binden fazla üniversite öğrencisi katıldı.
     
    "Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını" hepimize, hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu...
     
    Rose'un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:
     
    "Çok geç diye bir zaman yoktur!.."
     
    yazarı bilinmiyor...
     
     

    İNSAN SEVİNCE

    Disarda yagmurun dansi, icerde uzak ufuklar icin yuregimden dokulen sevgi damlalarinin PC ekranina yansiyan aksine eslik ediyor, guzel bir parca dinliyorum bitisIk odadan ve ben isin bu yogun saatlerinde, yine okuldan kacan yaramaz cocuklar gibi sevgi dunyama kaciyorum. Sarkilarin, kuslarin yagmurdan ruzgardan bahsedisi bir ayri dokunuyor bana, ciceklerin ve topragin guzelliginin kokusu tenime siniyor, bunlarin hepsi benim dunyam sevgi diyor. Bilirim ki sevmek tum doga olaylari ile duygulari birlestirecek kadar duyarli bir seydir, bir kus carpsa pencereme kayitsiz kalmaz yuregim, bunlari yeni fark etmiyorum, bedenimde bir de yuregimin oldugunu fark ettigim andan bu yana degisti tum dunyam. Doga sanki ask icin bazen esiyor, bazen susuyor, dudaklarimdan dokulen seslere donusturemedigim huznu sevinci, hayata verdigim anlami doga konusarak dile getiriyor. Yagmur, gunes, gokkusagi, agaclar, kuslar hepsi bir araya getiremedigim harfleri el ele getirip sevgiyi anlatiyorlar benim
    icin, uzak ufuklar icin. Olmadigim mekanlara yagan kar taneleri seven yureklerin varligini dusunurken daha guzel. Doguda asker ocaklarinda ana kuzularinin hayatinin son buldugu haberini duydugumda, dunyanin artik kanla, savasla, hileyle, guclunun zayifi ezmesiyle daha cirkin bir hale geldigini gordugumde sevgiye saygiya onem veren birininde ayni dunyanin icinde yasiyor ve nefes aliyor oldugunu bilmek anlamsizlasan yuregime yeniden anlam katiyor, guc veriyor, direnme istegi veriyor kotuluk ve cirkinlige karsi. Evet iyi ve guzel olmayan herseye direnmemin bir anlami var, insan sevince anlamsizlik duygusu icinde kaybolmuyor, gokyuzunden sIkilip yeryuzune inen melegim bedenimden uzaklarda da olsa her biten gunde aydinlik mekanlardan karanlik mekanlara dogru yuregime sevgi ruzgarlarini sarip cikiyorum.

    ÖĞRENCİ EVİNİN ANATOMİSİ

    Her ogrenci evinde muhakkak 'nobetci sistemi' uygulanir ve gunun nobetcisi,
    resmi kole statusunde kullanilir. Yemek sirasinda en az elli kere mutfaga
    gonderilir.

    · Evdekilerin temel gida maddeleri yumurta ve patatestir. Bu ikisinin
    birlesiminden 12 cesit yemek yapilabilir. Cay yemekten sonra degil, yemekle
    birlikte icilir.

    · Her gece kesinlikle sacma sapan bir tartisma konusu acilir. (Dusunmuyorum
    o halde yok muyum yani? Dunya dondugu icin mi guzel? Attan inip essege
    binilir mi?)

    · Her evin muhakkak suyu, cayi deviren bir sakari vardir. Ha bi de islerden
    kaytaran tembeli bulunmaktadir.

    · Yemek yapmaya karar verilir ve yemek yapmaya baslandiginda eksIkler ortaya
    cikar, zamanla yarisarak yemek tamamlanir.
    · Kesinlikle ama kesinlikle temiz catal, kasIk, tava kalmayincaya kadar
    bulasIklar yikanmaz.

    · Her sabah derse gec kalinir ve ogle kalkip okula yemek yemege gidilir.
    (Okulun yemegi ucuz oldugu icin...)

    · Sinav donemlerinin favori cumlesi "bu gece yatmiycam ders caliscam"dir.
    Gece yatilmaz ama ders de calisilmaz.

    · Evin duvarlari vize-final tarihleri, ilginc sozler, nobetci listesi,
    harcama listesi gibi yazili belgelerle susludur.

    · Ogrenci evinin, ogrenci misafirleri de eksIk olmaz ve gelen misafire once
    "bi kola al da icelim"diye baslanilan ismarlatma olayina, iyice
    sovusleninceye kadar devam edilir.

    · Ev genelde bodrum ve giris katta oldugundan, pencereden girilebilir
    ozelliktedir. (Her ihtimale karsi bi pencere muhakkak iceriden
    kilitlenmeyerek acik birakilir.) Dis kapi ise zaten kilitlenmez.

    · Ev fertlerinin asagi yukari tamami leyla gibidir, yani ask trafigi
    yogundur. Kimininki platoniktir, kafayi yer ve yedirtir, kimi romantik
    takilir, siirler ezberlenir, kimi ise aksam ansizin nisanli olarak eve
    donebilir

    BAZEN

    Bazen kimsesizdir insan, yapayalniz.. kendi kendinedir, dinler sadece kendini icli bir turku gibi, huzunlenir bazen kendine, bazen susar..Bazen kizar insan bindirir sessizligi bir gemiye gonderir uzaklara bazen dalgadir o, bagirir, hircindir.. Hayati dusunuyorum soyle uzun uzun ucsuz bucaksiz bir deniz gibi geliyor bazen, bazen korkutuor insani aliyor kendini kendinden.. dusunme diorum kendime olmuo bazi seylere goz yummakta zor gelio.. hayati dusundugun kadar olumude dusunmesi gerektigini unutur insan hep.. dikmeli gozlerini tam ustune bunun karsisina gecip ayna misali taramali sacini bakmali once ona, sonra icindeki kendine.. yokmu diye bagirsam bu hayattaki yerimi tam olarak soyleyen bana ? belkide benim bunun cevabini verecek sadece ince bir cizgi ustunde..
    bekledigini bulamadigin yani alamadigin umutsuz bir umidin icine sizan bulanik bi suyun tum renkleri kahverengi yaptigi gibi bazen kendini bilememek.. bazen ac kalmak gibi bazen susmak bazen susamak gibi..kendini sokmalisin kendi makinene, gostermeli tum icini sana gormelisin icinde organ die nitelendirdigin bazisina can bazisina kalp dedigin kisilerin tam yerini.. kendim kasik kasik alip doktum yuregime sanki o bulanik suyu yaptim herseyi kahverengi sanki sonra kaldirdim kafami karsisindayim aynanin yani olumle hayatin tam arasinda yani kendimin karsisinda.. denkleme benzemiyo soyledigim karisik gelmesin yok bunda x y , bilmelisin sadece hayatla olum arasinda neyin nekadar hangi renkte olmasi gerektigini yani sadece senin oldugunu.. okadar kimsesizki bazen sozcukler belki yerzune semadan dusen damlaciklarin sayisi belki denizdeki kumlar kadar ama bazen okadar yetersizki bunlar..Baslarsin yanyana koymaya onlari bir tren misali vagonlar gibi degilmidir sozcukler, bakis icindeki dalis degilmidir.. bu yuzden anlatamaz herseyi insan yasadigi, bu yuzden susar bazen..
    Anlatmaya calismak biseyleri birilerine anlatmaya calismak bazen erdemdir bazen umut, sahip olmasi gerekiyor karsindakinin anlayacak duyulara, algilama yetenegi olmasi lazim birazda simdi oldugu gibi yalin bi anlatimin bari karsisina dikilebilmeli, sozcuklere sevdirmeli kendini carpmamali onlar bi duvar misali kucuk cok kucuk bir et parcasina ve ardindan yuvarlanmamali ufacik bir kar topu gibi asagiya.. bakmalisin sen anlatirken bakmalisin sevdimi sozcukler karsidakini yoksa yuvarlaniyormu durmalisin hemen, eger yuvarlaniyorsa kaybetmemelisin zaman onlari savurarak saga sola.. bazen kalp giriyor devreye yok diyorsun kaybedicem zaman harcayacagim bunun icin ama sonu bir karincanin sonu gibi hep husran hep husran..Hayata uzun bi yolculuk derler bence cok kisa uzun kavrami degisir bence, yada insanin daha uzununun olup olmadigindan emin olmasi gibi.. gerek yok bu hayatta anlamayacak birine bisey anlatmaya belki sonra anlar diye saatlerce gunlerce susmaya... cek kendini son kez harca zaman kendine ama son kez ve bitir kendini ters ters yurutmeyi.. yuzun ileriye donuk ileriyi gorebiliyorken terse gitmek ne derce dogru nederce gerekli bu hayatta hangisinin karsiligi gelir saniyosun susma sakin susma biri biseyi belki anlar die sakin susma bu kendin bile olsa susma bas kendine kalayi..tekrar dusun hayatla olumu sole bak arasina inan iki kisi sigmaz oraya sen varsin sadece...
    _________________________________________________________________